Bugun...



'AKP korkuyor!'
Tarih: 21-02-2015 09:35:45 Güncelleme: 25-02-2015 15:39:45 + -


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın meydanlarda, bizzat AKP'ye oy istemesinin önlerine konulan anket sonuçlarına dayandığını savunan Ercan Karakaş; "Erdoğan ve AKP hızla eriyor! O kadar korkuyorlar ki topluma baskı yapıp, sindirerek seçimi kazanmaya çalışıyorlar.." açıklamasını yaptı.

facebook-paylas
Tarih: 21-02-2015 09:35

'AKP korkuyor!'

 

Röportaj: Sanem Gamze Gülşen

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş, Haziran ayında yapılacak genel seçimlerde halkın karşısına herkesi şaşırtacak, çözüme dayalı bir kampanyayla çıkacaklarını söyledi.

 

Muhalefet.biz’e konuşan CHP Kültür Sanat Platformundan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş“İç Güvenlik Paketi”, "Seçim", "Başkanlık Sistemi" üzerine çarpıcı açıklamalar yaptı.

Karakaş; AKP’nin iç güvenlik paketi ile “Türk tipi” başkanlık sistemine işaret ederek, hükümetin otoriterlikten totaliterliğe geçme çabasında olduğunu... "Çoğulcu" değil "Çoğunlukçu" anlayışa sahip olan AKP  zihniyetle mücadelenin şart olduğunu vurguladı.

“Halk başkanlık sistemini değil yolsuzlukla mücadeleyi istiyor. Biz her vatandaşın insanlık onuruna yakışır şekilde yaşamasına olanak sağlayacağız” diyen Ercan Karakaş, seçimlerde çok somut projelerle halkın karşısına çıkacaklarını söyledi.

 

Çok yakında seçim stratejilerini topluma açıklayacaklarını ifade eden CHP Genel Başkan Yardımcısı; CHP-DSP birleşmesinden, sosyal ve ekonomik sorunlara kadar, ülke gündemindeki konulara ilişkin CHP'nin bakış açısını anlattı.  

 

“KADININ YERİ EVİDİR” MANTIĞINI RET EDİYORUZ

 

>>Türkiye giderek erkek egemen bir hale mi geliyor? İçinde olduğumuz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet. Çünkü hükümetin dili de buna çok yatkın. Diyor ki; kadın ve erkeği eşit sayamazsınız diyor, giyimlerine dikkat etsin diyor,  gece dışarıda ne işi var diyor, şimdi bunlar kadına yönelik baskıyı artırıyor.

>> Özgecan cinayetiyle ilgili, son gelişmelerle bağlantılı olarak hükümetin bu seferberlik tavrına ne diyorsunuz?

Ben bir seferberlik filan hükümette göremiyorum, çünkü öncelikle bu olayların meydana gelmesindeki zihniyete bakmak lazım. Bu gibi durumlar kendiliğinden oluşmuyor; eğer siz çağdaş bir toplum altyapısı sağlamamışsanız, kadının toplum içindeki durumunu iyi belirlemediyseniz böyle durumlara açık bir zemin yaratmış olursunuz.

Bize göre kadın erkek eşitliği ve bu yönde sürekli çalışmalar yapmak gerekliliği vardır. Aynı zamanda toplumda bu yönde devamlı çaba sarf etmek gerekir. Böyle bir çabası yok ki hükümetin. Tam aksine bizzat kendisi biliyorsunuz “kadın erkek bir olmaz” düşüncesi ile hareket eden, böyle bir erkek egemen kültürü yaratan ve yaşatan zihniyetle beraber hareket eden ve böyle söyleyince de birçok kesimin işine gelen vahim bir durum ortaya çıkıyor.

Bence bu vesile esası temeli, bu yanlış zihniyette yatıyor yani kadını ikinci bir cinsiyet olarak görmek, kadını toplumsal hayatın dışında tutarak hükümsüz kılmak, bundan ötürü de kadınlar toplumdan dışlanıyor sonra baskılar yaratıp kadının giyimine karışıyor, yaşam biçimine, kaç çocuk yapacağına,  her şeyine bir müdahale var kadının. Bunun değişmesi lazım yani bu zihniyetle mücadeleyi yükseltmek lazım.

 

"Bir kere CHP olarak, önceliğimiz Türkiye’de kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması.. Kadının yeri evidir mantığını ret ediyoruz!"

 

KADINLAR 3 İLDE LİSTE BAŞI

 

>> CHP’nin içinde kültür sanata önem veren, kadını ön plana çıkartılması gerektiğini savunan kişilerden birisiniz. CHP’nin kadınla ilgili seçimlerde birinci sıraya koymanın ötesinde başka projeleri nelerdir?

Bir kere bizim CHP olarak programlarımız var. Öncelikli olarak Türkiye’de kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması en önde gelen projelerimizden biri olacak toplumun gelişebilmesi için; yine biliyorsunuz ki hükümetin savunduğu bir politika var. Kadının yeri evidir mantığını ret ediyoruz. Bunun karşısında yer alarak kadının toplumsal hayatın her yerinde olması gerektiğini savunuyor ve destekliyoruz. Bizim projelerimiz bu yönde kadının hayatını toplumda kolaylaştıracak yönde olacak.

Şimdi okul öncesi eğitim Türkiye’de çok zayıf. Mesela biz diyoruz ki; okul öncesi eğitimde bu ana sınıfların her yerde yaygın olması lazım, kamu tarafından yapılması lazım ki, doğum yapan kadınlar çalışma hayatının dışında kalmasın, aksine eğitim sistemimiz onların çalışma hayatına kolaylık sağlasın.  Bu bakımdan kamunun bu anasınıfları yapmasını savunuyoruz. Ayrıca biliyorsunuz kızlar 4+4 eğitim sisteminde belli bir yıldan sonra 8. yıldan sonra evde kalıyorlar. Bunun için bu sisteme karşıyız. Bizim savunduğumuz okul öncesi 1 ya da 2 yıl ana sınıf, 8 yıl kesintisiz eğitim, 8 yılın sonunda alınacak bir meslek eğitimi yahut bir yüksek eğitim. Düşünün;  bir kız çocuğu daha 2 sene ana sınıfa gidiyor 8 sene kesintisiz eğitim, 10 yıl sonra bir olgunluğa ulaşıyor ve öyle yanlış şeyler söyleniyor ki 90 yıllık cumhuriyete rağmen ‘’Efendim bu karma sınıfları kaldıralım. Kızlı erkekli ayrı okusunlar’’ denebiliyor. Özgecan cinayetinde pembe otobüs gibi vasat, yakışıksız cümleler sarf edilebiliyor. Bunlar kadının konumunu güçlendirmez. Aksine alçaltır. Bu zihniyetle mücadele etmek gerekiyor. Bakınız Suudi Arabistan’da kadınlar araba kullandı diye, 2 kadın hala içeride hapis yatmakta, kral affedecek diye beklemektedirler. Biz Arabistan kralı öldü diye yas ilan ediyoruz, bunlar çok dikkat çekici ayrıntılar. Aynı gün devlet tiyatroları Türkiye'de bir ilktir, sahne kapatıp perdelerini açmadılar. Bunlar kabul edilebilecek şeyler değil.

Burada bizim CHP olarak baktığımız şey kadında erkekte özgür bir toplumda yaşamayı hak ettiğidir. Kadınında eşit haklardan yararlanması, özgür olması, kendi yaşam biçimlerini kendilerinin saptaması bunun adına olanak sağlanması ve kamunun da artık cinsiyet ayrımı olmaksızın herkese eşit davranmasını sağlamaktır.

 

İTTİFAK ARAYIŞI

 

>>Bir de bu önümüzde ki seçimlerle beraber Sayın Kılıçdaroğlu, DSP’ye bir çağrıda bulundu gelin birleşelim hatta amblemimizi bile değiştirebiliriz gibi, bir çağrıydı. Bu durum CHP bünyesinde nasıl bir tepkiye yol açar sizce?

Bir kere şöyle; DSP son yıllarda girdiği seçimlerde çok başarılı değil. Eski ekibi de yok. Oy olarak büyük bir potansiyele de sahip değil. Ancak, buna rağmen bu konuyla ilgili genel başkanımın söylediği şudur: Kendisini sosyal demokrat gören, CHP ilke ve değerleri ile yakın gören insanlarla biz birlikte olabiliriz. Bu mutlaka iki partinin hemen bir araya gelmesi değil. Zaten CHP bir ana muhalefet partisi, öbür tarafta etkinliğini yitirmiş, potansiyeli çok düşük bir parti var ve buna rağmen genel başkanımız konuşuyor ve diyor ki ‘Gelin’ bence bu güzel bir şey. Tabi orada spekülasyonlar oluyor iki parti birleşsin falan. Tabi öyle bir durum yok. Amblem meselesine gelirsek CHP tüzüğünde amblemin ne olduğu yazıyor.

 

AKP TOTALİTER DEVLET KURMAK İSTİYOR

Türkiye çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya anayasayı değiştirip tek adam liderliği kurmak isteniyor, kendi çıkarları doğrultusundan hareketle AKP totaliter bir devlet kurmak istiyor. Buna karşı olan insanlar iş birliği, güç birliği yapsın diyoruz.  Bunu böyle anlamak lazım

>>Daha önce konuşulan bir geniş sol ittifak vardı. Birkaç parti ile görüşüldü. Zannediyorum bir sonuç çıkmadı? Şimdi biliyorsunuz bizim tarihimizde SHP, CHP birleşmesi var, halkçı parti birleşmesi var ama benim gördüğüm hep şu olmuştur hep.  Olağan kongre, olağanüstü kongre derken, birleşip ayrılıyor. Yani bunu engellemenin asıl çözümünü nedir?

Şimdi bu kurultaylarda gerçekten halkın meseleleri konuşuluyorsa, yeni çözüm önerileri, yeni çözümler konuşuluyorsa bunlar iyidir. Daha önce yapılmış olan bu kurultaylar eskiden daha verimli idi. 7 gün süren kurultaylardı bunlar ve bir sebebi de şuydu:  Parti örgütleri parti taban örgütleri belli konularda kurultaya öneri,  proje taşıyorlardı. Kendi yörelerine ilişkin,  problemlere ilişkin, topluma ilişkin ve burada halkın sorunları konuşuluyordu. Halkın sorunlarının konuşulduğu alternatif çözüm yollarının arandığı kurultaylar iyidir. Çünkü partiyi ilerletir, yeni çözüm önerileri geliştirilir, yeni fikirler tartışılır

Biz batıdaki partilerin kongrelerini de izliyoruz. Onların kongreleri de en az 4 gün sürüyor ve toplumun meseleleri konuşuluyor. Biz de bu durum biraz değişti. Daha çok yarışla sınırlı. Bazen iyi ve bazen kötü görüntüler ortaya çıktı ve bu yüzden, kongre ve kurultaylara karşı daima bir ön yargı oluştu. Aslında bizim,  içerikli ve halkın meselelerinin konuşulduğu kurultayları başarmamız lazım. Ben öyle düşünüyorum. Çünkü kurultay bir partinin en üst makamıdır.  Parti ile ilgili her türlü kararın alındığı yerin orası olması lazım ve oraya delege olarak gelenler, illeri temsil ediyor ve gelen insanların da oraya,  illerindeki belli önerileri ve belli taslakları getirebilmesi lazım.  Bu konuda da çözüm önerilerimizi yeniden yapılandırdık. Zaten siyaset bir çözüm üretme meselesi değil mi!

 

"Aslında CHP bu son kararla, diğer partilere de bir, parti içi demokrasi yolu gösteriyor. Yani bu milletvekillerini diğer liderler belirler ise,  bu partilerde olduğu gibi o milletvekilleri makama geldikleri vakit ne oluyor; yine lidere bakıyorlar, onun istediği yönde el kaldırıp indiriyorlar."

 

 

56 İLDE ÖN SEÇİM

Bakınız 56 ilde ön seçim yapma kararı aldık. Bu çok büyük bir adım.  Bakın 2011 seçimin de 4 yıl önce 29 ilde bu seçimi yapmıştık ve bu ön seçimin başarılı olduğunu gördük.  Şimdi 56 ilde yapıyoruz. 17 ilde yapamıyoruz (daha çok doğu, güney doğu) çünkü zaten oylarımız % 10 un altında.

Aslında CHP bu son kararla, diğer partilere de, bir artı iç demokrasi yolu gösteriyor. Yani bu milletvekillerini diğer liderler belirler ise,  bu partilerde olduğu gibi o milletvekilleri makama geldikleri vakit ne oluyor; yine lidere bakıyorlar, onun istediği yönde oy kaldırıp indiriyorlar.

Peki biz ne diyoruz; yürütme ve yasama birbirinden bağımsız olsun. Hükümet ile meclis birbirinden bağımsız olacaksa, gelen milletvekillerinin, giden tarafından seçilmemesi lazım. Taban tarafından, halk tarafından seçilmesi lazım. Bu konu bizim seçim gündemimizde de olacak. Siyasi partilerin seçim yasası değiştirilerek, her parti için zorunlu olmasını savunuyoruz. Demokrasinin işlemesi için. Yoksa lider tarafından belirlenen, atanan milletvekilleri, mecliste özgür iradeleri ile vicdanına göre oy kullanamıyorlar. Mesela; AKP'nin dört bakanını oylaması gibi. Gizli oy olduğu için 50 kadar milletvekili oyunu ters yönde kullandı. Halbuki kendisi üyeler tarafından ön seçime gelseydi daha çok oy kullanılabilirdi.

 

ERDOĞAN OLMAYABİLİRDİ

Bakın.  Eğer açık oylama olsaydı. O ünlü milletvekillerinin birçoğu da buna cesaret edemezlerdi. Çünkü seçimler kapıya dayanmış, yeni seçimler var. Milletvekili olmak isteyen AKP’de bir yere bakıyor. Hatta artık bir yere de değil,  Cumhurbaşkanı’na bakıyor

Kadın olayına dönersek; bu bizim 56 ilde ön seçim kararı almamız parti içi demokrasiye büyük katkıdır. Genelde demokrasiye katkıdır. Yasama ve yürütmenin bağımsız olma fikrine de bir destektir.

Kadınlar konusunda da genel başkanımız kendi insiyatifi ile çok güzel bir adım attı. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye’nin 3 büyük ilinde liste başında kadınlar olacak dedi. Ön seçimden azade olacaklar. Çünkü orada bir kontenjanımız var. 3 büyük ilimizin 7 seçim bölgesinde liste başında kadınlar olacak bu da Türkiye’de bir ilktir ve örnek alınması gereken bir şey.  Bunu da ilk defa yapıyoruz. İşte bu kadın cinayetleri, kadınlara karşı uygulanan bu cinayetin ortadan kalkmasının bir yolu da kadınların her alanda olduğu gibi, siyasette de yer almasını sağlamak ve görünür kılmaktır.

 

"Kadınların eşit olarak toplumun her alanında siyaset dahil eğitim, kültür dahil temsil edilmesi gerekiyor! Bunun için özel tedbirler ve düzenlemeler gerekiyor. İşte burada ‘cinsiyet kotası’ diyoruz."

 

KADINLAR EVE KAPATILAMAZ

 

>>Mesela; kadın ve aileden sorumlu bakanımız, Ayşenur İslam’ın bu anlamda etkinliği yeterli mi?

Değil tabi. Onun da kadından sorumlu kısmını kaldırdılar. O aileden sorumlu.

Kadını bir birey olarak görmediler. Kadın bir bireydir. Her birey gibi onun da özgür olması, kendi yaşamını kendi yaşam tarzını, kendisinin belirlemesi lazım. O bakımdan mecliste kadınlar ne kadar çoğalırsa kararlar o derece sağlıklı olur. Çünkü kadınların bakış açısı da karar mercilerine yansır. Öyle durumlar oluyor ki kürtaj meselesi konuşuluyor, komisyonda kadın yok.  Bu işi en iyi bilebilecek olan yine kadınlardır. Dolayısıyla; kadın bakış açısının bütün yasalara ve parlamento çalışmalarına yansıması lazım. Kadınlar parlamentoda, siyasette yeteri kadar temsil edilirse, etkili olursa, karar mekanizmalarının içinde olursa, aynı şekilde her alanda eğitim kurumlarında, bürokraside de o zaman etkinliğinden konuşabiliriz..

 

TÜRKİYE NÜFUSUNUN YARISI KADIN DEĞİL Mİ?

Tabi bunu hızlı ilerletmemiz lazım. Dün bir istatistik vardı. Kadının korunmasında; 170 ülke arasında,  148. Sıradayız. Tabi bunu değiştirmek için çok özel tedbirler lazım. Mesela;  siyasette cinsiyet kotası diye bir şey lazım. Bütün dünya bunu uyguluyor. Kadınların eşit olarak toplumun her alanında siyaset dahil eğitim, kültür dahil temsil edilmesi için, ‘’başlangıçta’’ çünkü çok geri kaldık. 148. Sıradayız. Özel tedbirler, özel düzenlemeler gerekiyor. İşte burada ‘cinsiyet kotası’ diyoruz. Kadın kotası denmemesinin de bir anlamı var çünkü cinsiyetlerin kadın erkek eşitliğini savunuyorsak böyle isimlendirmememiz lazım.  Çünkü yarın bir gün gelir ki erkeklerde bu kotadan yararlanabilir.  Bizim partinin cinsiyet kotası % 33 bu demektir ki kadınlarda % 70 geçemeyecek demektir. Pozitif ayrımcılığı birçok alanda genişletmemiz lazım.

 

BİNLERCE ADAY VAR

>> CHP’ye müracaat eden kaç aday var?

Müracaatlar bugün başladı. Tam sayıyı bilmiyoruz henüz. Binlerce aday var tabi. Partililerimizin bir adaylık yarışına girmeleri, bir sorumluluk almak istemeleri başvurmaları güzel bir şey. Biz bundan şikâyetçi değiliz. Çünkü bizim üyelerimizde bu halkın bir parçası. Sorumluluk almak istiyorlar aday oluyorlar yerel yönetimlerde daha çok oluyor bu.  Çünkü neden.  Yerel meclisler var. Belediye meclisleri var.  Dolayısıyla adaylık konusunda bir sıkıntımız yok. Aday adaylığı konusunda da çok sayıda başvuru olacaktır.

 

"Ahmet Hakan ve Mesut Yılmaz'ın oğluna teklif götürmedik! Bunlar seçim önce si dedikoduları..."

 

SAHADA KURTARICI ARADIĞIMIZ YOK

 

 

>>Peki teklif götürülmüş özel isimler var mı? Mesela Mesut Yılmaz’ın oğluna bir teklif yapıldığı söyleniyor.

Yok hayır. Biliyorsunuz ben isim telaffuz etmiyorum.  Bugüne kadar da pek çok isim çıktı.  Bunların hepsi doğru değil. Bizim böyle sahada kurtarıcı filan aradığımız yok.  Yani tabi ki kontenjanlarımız var. Bunlar toplumun çeşitli alanlarında etkili olan, demokrat kişiliği ile dürüst kişiliği ile öne çıkmış insanlar ama böyle konuşulan isimlerle filan alakamız yoktur.

>>Bir ara da Ahmet Hakan’ın adını duyuyorduk.

Evet.  Ahmet Hakan’da geçmişti. Böyle dedikodular hep olur. Bir kere ön seçim yapıyoruz. 56 ilde adayların hepsi demokratik bir mekanizma ile belirlenecek.  Elbette belli sayıda bir kontenjan içerde ve dışarıda kullanılacak.

 

KADINLAR İÇİN EK KONTENJANLARDA VAR

 

>>Kadınlar için bu 3 ilin dışında, liste başına ayrı bir kontenjan da kullanılacak mı?

Mutlaka kullanılacak. Kadınların 3 büyük ilde liste başına konması bir partinin niyetini gösteriyor ama bu kadın milletvekilleri sadece bu üç büyük ilin liste başı olarak kalmayacak.  Pek çok başvuru yapan kadın aday adaylar var. Yarışa girecekler var. Geçen ön seçimden; Tekirdağ, Manisa ve Balıkesir’den çıkan kadınlarımız var. Kadınlara verilen bu 3 büyük il çok önemli. Liste başına geldiğiniz zaman genel başkan liste başı olamıyor. Bu da bir ilktir

>>Evet yani böyle sıkıntılı yerlerde etkin ama partinin ön seçiminden çıkamayacak kişileri diyorsunuz?

Evet. Tabi bunu, Genel Başkan’ımız değerlendirecektir. Çünkü kontenjanlar var. Biliyorsunuz yasaya göre 28 tane genel merkez zaten kontenjan kullanabiliyor. %10 eğilim yoklaması yaptığımız yerlerde de kontenjan sayıları ayrılıyor. Bunlar bildiğiniz gibi genel olarak partide yeni olan ya da taban çalışması yapmamış ama kimlikleriyle, birikimleriyle topluma faydalı olacak insanlar.

 

 

İÇ GÜVENLİK PAKETİNE KARŞIYIZ

 

>>Bir de gündemimizin bir diğer önemli maddesi olan iç güvenlik paketi var. Böyle bir yasadan halkın yararına çıkabilecek bir sonuç görebiliyor musunuz?

Tüm partiler bu pakete karşı çıkıyor. Net bir cevap da duymadık CHP den işin açıkçası iç güvenlik paketi ile ilgili toplumun aklında kalacak net bir karşı duruşta görmedik. Sayın Kılıçdaroğlu, bir takım şeyler söylüyor ama bir süre sonra yok olup gidiyor. Bunun için ekstra bir program,  bir karşı duruş planlıyor musunuz?

Biliyorsunuz bugün,  şu dakikalarda görüşülüyor. CHP bununla ilgili ön hazırlıklarını yaptı.  Aslında zaten sınırlı olan demokratik hakları, yurttaşların barışçıl gösteri yapma haklarını, protesto yapma haklarını,  toplantı haklarını tamamen kısıtlıyor. Daha da vahim bir tarafı var; yargıçların bir takım yetkilerini kaymakama ve valiye veriyor.  Sonra polise 48 saat gözaltında tutma yetkisi veriyor.  Bunun bildiğimiz klasik demokrasi ile bağdaştırılması mümkün değil.

Zaten bugünkü yasalarda bütün bunlara ilişkin maddeler var. Hükümet bunları fazlasıyla uyguluyor. Aşırı güç kullanıyor. Gezi eylemlerinde gördük.

Aynı zamanda hukuk açısından çok vahim günler yaşıyoruz. Hükümet bunu sanki vatandaşın can güvenliğini koruyormuş gibi gösteriyor fakat bütün dünya bunun içeriğini gördüğü zaman eyvah Türkiye’de, polis devletine doğru bir gidiş var. Diyor. Yani yavaş yavaş otoriterlikten, totaliterliğe doğru bir giden bir durum var. Bunun da 2 sebebi var. Bir tanesi AKP’nin çoğulcu ve katılımcı demokrasi gibi bir derdinin olmayışı.

Onların zihniyet dünyasındaki demokrasi anlayışı; ben oyların çoğunu alıyorsam istediğimi de yaparım düşüncesinin hakimiyeti. Bu demokrasi değil. Olamaz. Çoğunlukçu bir anlayışı var, çoğulcu bir anlayış yok.  O bakımdan toplumun belli kesimlerinin hak aramak için protesto yapmasından rahatsızlık duyuyorlar. Korkuyorlar. Halbuki bu demokrasinin olmazsa olmazıdır. Eğer toplumun belli bir kesimi hükümetin gidişatından, icraatından memnun değilse,  önceden izin almaksızın, silahsız saldırısız gösteri yapma hakları vardır. Bunun anayasada da yeri var. Onların demokrasi anlayışı bu değil. Onlara göre; ‘’4 yıldan 4 yıla sandık kurulur, bende sandıktan çıkıyorsam istediğimi yaparım.’’ Düşüncesi.  Dünya buna gülüyor.  Çünkü, tamam sandıklar kurulacak oradan çıkan sonuçlar önemli ama hükümetleri bağlayan başka evrensel kurallar var. Yasama, yargı, yürütme ayrı olacak. Yargı bağımsız ve tarafsız olacak. Vatandaşların İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınma hakları var. Bunlardan bir tanesi; kendini özgürce ifade etme,  bir diğeri;  özgürce örgütlenme ve beğenmediği kurumlarda gösteri ya da protesto yürüyüşü yapabilme, miting yapabilme hakkıdır.

 Bunu bu yasa tamamen ortadan kaldırıyor. İşte bu kafalarındaki ‘’Türk tipi’’ başkanlık seçimi için geçişi böylece baskı ile sağlamaya çalışıyorlar. Çünkü kendi AKP seçmenlerinin bile büyük bir çoğunluğu bu başkanlık seçimini istemiyor. Yani bu toplum,  90 yıllık cumhuriyet,  60 yıllık demokrasi denemesi ile kendini ifade etmeyi öğrendi.

 

ERDOĞAN’IN VARLIĞI TEHLİKEDE

 

>>Sizce, AKP’nin bunu istemeyişinin altında,  varlıklarının tehlikeye giriyor hissi olabilir mi?

Evet.  Yargıyı, yüksek yargıyı,  hatta yargının her kademesini kendilerine bağlamalarının bir nedeni de; kendilerinden hesap sorulma ihtimalini ortadan kaldırmak.  Ama gün gelecek hesap sorulacak bunlar böyle kalmaz.  Kalmamıştır.  Dolayısıyla bu polisiye tedbirlerle bunun önüne geçebileceklerini,  bundan kurtulabileceklerini sanıyorlar.

Yani istedikleri şey; toplumu sindirmek, topluma korku salmak ve bir korku toplumu yaratmak. 

Bakın bu kadın cinayetlerine karşı yapılan yürüyüşlerde bile, kadınlara neler yaptılar. Mersin’de kadınlar yürüyor,  önde tomalar eşliğinde. Ne oluyor yani?  İnsanlar vahşice gerçekleştirilmiş olan, bu cinayeti, acılarını bir yürüyüşle ifade ediyorlar. Ona bile tahammülleri yok. Ne bu şiddet! Her ilde, Özgecan yürüyüşlerini durdurmaya yönelik baskı uyguladılar.

 

"İfade özgürlüğü toplumun elinden alınmak isteniyo! Bununla ilgili eylemlerin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik bir kanun tasarısı götürüyorlar...Sadece CHP değil bu ülkede özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasi isteyen herkesin bu yasanın karşısında yerini alması lazım!"

 

 

İNSANLARIN HAKLARI ELLERİNDEN ALINIYOR

 

Demokrasinin gözle görülen en belirgin özelliği bu gösterilerin, yürüyüşlerin özgürce yapılabilmesi ve ifade özgürlüğüdür. Oysa bu hak toplumun elinden alınmak isteniyor ve bununla ilgili eylemlerin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik bir kanun tasarısı götürüyorlar ama barolar bunu çok iyi analiz ettiler. Sadece CHP değil bu ülkede özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasi isteyen herkesin bu yasanın karşısında yerini alması lazım. Bu konuyla ilgili parlamento da, muhalefet parti de, sivil toplum ve barolar da seslerini yükseltiyorlar zaten.  Bunun engellenmesi gerekiyor bu çok önemli.

Bakın metal işçileri grev yaptı, iç güvenlik sebebi ile ertelediler. Yani 15000 işçi emeklerinin karşılığını almak için, yasaların kendilerine verdileri bir yetkiyi kullanıyorlar. Bütün prosedürler tamamlanış, göreve çıkmışlar ama olmuyor. İşte 1 Mayıs geliyor yine insanlar 1 mayısı dünyanın her yerinde olduğu gibi kutlamak istiyorlar ama yok taksime çıkamazsın, Kadıköy de kutlayamazsın…

 Yenikapı’da denizi doldurdular miting alanı yaptılar. Dünyanın her yerinde gösteriler, mitingler, yürüyüşler insanların çok yoğun olduğu meydanlarda, alanlarda yapılır. Yenikapı’da gidip, denizin üstünde martılara mı konuşacak bu insanlar!

 Bütün bunlar AKP’nin çoğulcu bir demokrasiyi,  insanların kendini özgürce ifade ettiği bir demokrasiyi  istemediklerinin göstergesidir.

 

DÜNYA LİDERLERİ TAYYİP ERDOĞAN’A GÜLÜYOR

>>Bir haberde, Sayın Erdoğan’ın ‘’Dünya liderleri beni kıskanıyor’’ diye bir cümlesi var ve devamında da giderek yalnızlaşmasının arkasındaki nedenin bu olduğunu söylüyor. Bu cümleyi nasıl yorumluyorsunuz?

Siyasi terminolojide, uluslar arası ilişkilerde kıskanma diye bir tabir yoktur.  Belli kurallar vardır.  Belli ilkeler vardır.  Ait olduğunuz dünyanın kuralları vardır ve onlara uyarsınız.  Benim gördüğüm kadarıyla demokrat dünya,  çağdaş dünya Tayyip Erdoğan’ı kıskanmıyor.  Aksine, Tayyip Erdoğan’ın düştüğü duruma gülüyor. Hakikaten de öyle ve Tayyip Erdoğan uluslar arası arenada Putin gibi totaliter yöneticilerle eş gösteriliyor ve öyle de zaten.  Ayrıca çok uzağa gitmesin bence.  Dünyaya bakmasın, kendi partililerine baksın. 3 bakanı merkez bankası ile açıklamalar yaptılar ve dediler ki; Merkez Bankası doğru yapıyor. Merkez Bankası bağımsız bir kurumdur, özel bir kurumdur buna dokunulamaz.  Yoksa Türkiye için daha kötü olur. E buyursun işte! Kıskanıyor mu şimdi kendi bu 3 bakanı,  bu konuda Tayyip Erdoğan’ı?

Dolayısıyla öyle bir psikoloji içersindeki. Kendi partisinin bir takım sağduyulu gibi kendi bünyesinden insanlarla bile ters düşüyor. Ve gerçekten giderek yalnız kalan bir cumhurbaşkanı var. Çünkü düşünceleri, söylediği şeyler;  kendi dünyasında konuşularak, tartışılarak oluşturulan görüşler değil.

Yani aklına estiği gibi konuşmak siyaset değildir.  Siyaset bir katılım meselesidir. İnsanlarla konuşursunuz, tartışırsınız, bir politika, bir söylem geliştirirsiniz. Bunlar Tayyip Erdoğan’da yok. Tek başına bütün bu kurumsal yapıları yok sayarak, bütün bu istişareler, tartışmalar, ortak görüşler oluşturma süreçlerini yok sayarak kendince bir söylem tutturuyor.  Bu ne Türkiye’nin hayrına, ne halkın hayrına ne de Türkiye’nin çağdaş dünyada ki saygınlığına fayda getiren bir durumdur. Aksine zarar veren bir niteliktedir.

 

CHP’NİN OY ORANI NEDİR?

 

>>Peki seçimlerde bu gidişatı CHP değiştirebilir mi? Yani oy oranınızın ne olacağını tahmin ediyorsunuz?

Şimdi şöyle;  bir kere halka gittiğimiz zaman,  halkta bir değişim isteği, arzusu olduğunu görüyoruz ve burada da en önemli rolün CHP’ye düştüğünü onlar görüyor, biliyor. Çünkü CHP köklü bir parti. Bir ana muhalefet partisi ve herkes CHP’den büyük bir hamle bekliyor.  Bizde bakın yine bir yenilik yaparak, belki daha yansıtamadık kamuoyuna ama biliyorsunuz partiler her seçim öncesi bir seçim bildirisi yayınlar. Ne demek seçim bildirisi; ben iktidar olursam şunları yapacağım, önceliklere alacağım konular şunlardır. Türkiye’nin temel meselelerine böyle bakıyorum diye. Biz bu seçim bildirisinde Türkiye’nin belli başlı toplumsal kesiminin temsilcileri ile bizzat genel başkanımızın katılımıyla toplantı yaptık. Mesela çalışanlarla, işçilerle, sendikalarla bir araya geldik. Emeklilerle, üniversite gençleri ile bir araya geldik. Sanatçılarla iki kere bir araya geldik.  İstanbul, Ankara şimdi İzmir’de tekrar buluşacağız. Tarım kesimiyle, üniversite öğretim üyeleri ile bir araya geldik. Bütün bu toplantılarla denen şudur:  Sloganımızda olduğu gibi; ‘’Geleceği Birlikte kuruyoruz’’  yani CHP iktidara geldiği zaman nelere öncelik verecek, nasıl yapacak meselesini bizzat o sorun sahiplerinden dinleyerek biz yazmaya başladık. Mesela kültür sanatla ilgili işte onu çalışıyorum şimdi. Aşağı yukarı 300 kültür sanat örgütü ile onların temsilcileriyle bir araya geldik. Bize çok güzel şeyler söylediler yani kültür sanat alanında neler yapılması lazım ve bir kültür toplumuna Türkiye nasıl dönüşür. Bütün önerilerini aldık. Bütün kesimlerden de aldık dolayısıyla şimdi biz halkın karşısına bir ön seçimden gelen çoğunluklu adaylarla çıkıyoruz tabana dayalı halkın içinden gelen adaylarla.

 

HALK BAŞKANLIK SİSTEMİNİ DEĞİL, YOLSUZLUKLA MÜCADELE İSTİYOR

 

Türkiye’nin somut sorunlarına,  güncel sorunlarına somut çözüm önerileri getiren bir programla çıkıyoruz.  Eğer kadrolarımız, bizler, parti tabanımız ve milyonlarca sempatizanlarımız,  bu seçim bildirisindeki çözümleri kampanyamızın esasını iyi anlaşılabilirse ve tek dilden bunu halka iyi anlatılabilirse, yani biz nasıl bir düzen kuracağız bu Türkiye’de neleri nasıl değiştireceğiz, onu oturtabilirsek biz çok iyi bir sonuç alırız ve alacağız da. Hazırlıklarımız gayet iyi gidiyor ayrıca seçim kampanyasını halkla iletişim bölümleri, reklam bölümleri profesyonel bir ekip tarafından yapılıyor. Bunları toplumla paylaşacağız. Yani ben AKP‘nin bir düş kırıklığına uğrayacağını düşünüyorum. Hem kendi içindeki bu, azda olsa çelişkilerin konuşuluyor olması hem önümüze gelen kamuoyu araştırması gösteriyor ki; mesela Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu başkanlık sistemi filan istemiyor. Bu var olan 60 yıllık tecrübemiz olan parlamenter sistemin daha iyi işlemesini istiyor sadece, işte milletvekillerinin halk tarafından seçilmesini istiyor, yolsuzlukla mücadele edilmesini istiyor, Türkiye’de bir zenginlik meydana geliyorsa bunun adaletli bir şekilde dağıtılmasını istiyor. İşsizlik sorunu var. % 20’si üniversite öğrencisi olan gençler işsiz.  Yüz binlerce öğretmen atama bekliyor., 55 kişilik sınıflarda öğrencilerimiz eğitim almaya çalışıyor. Halk bunların değişmesini istiyor. CHP işte bütün bu konularda söyleyeceği i olan sözü olan bir parti ve bunları da bu sorunları en iyi bilen toplumun kesimleriyle ortaklaşa kararlaştırdık. Bu bizim avantajımız.  Biz çok iyi bir sonuç alacağımızdan düşünüyoruz ve AKP’nin hiçbir şekilde o hayal gördüğü 330 falan değil 300’lere bile ulaşamayacağını düşünüyoruz ve parlamento içinde yeni bir çoğunlukta oluşabileceğini düşünüyoruz. CHP önceliğinde.

 

KİMLİK POLİTİKASIYLA SİYASET YAPILAMAZ

 

>>Peki HDP’nin barajı aşabileceğini düşünüyor musunuz ?

Bugünden bir şey söylemek mümkün değil ama kamuoyu araştırmaları henüz o durumda olmadıklarını gösteriyor.

Tabi HDP kendince bağımsız bir parti, böyle bir karar verdiler. Çok zor bir karar. Çok riskli bir karar tabi bunu kendileri de görüyor zaten bu HDP’nin bundan sonra izleyeceği çizgiye bağlı, kampanyayı yürütme şekline bağlı, tabi cumhurbaşkanlığı seçiminde aldıkları 9,8 oy onları cesaretlendirmiş görünüyor ama cumhurbaşkanlığının seçim şartları çok ayrıydı. İşte bizim adayımızdan ötürü bazı çevreler destek verenler o desteği vermediler, bu oyların bir kısmı oraya gitmiş olabilir. Seçime katılmayan da çoktu. Bu seçimlerde % 10’a ulaşmak mümkün değil bunun üzerine daha birkaç milyon oy koymak gerekiyor. Bu tabi çok merak edilen bir konu gerçekten, benim içinde bir merak konusu?

Daha çok bir bölgenin sorunlarına yoğunlaşan, bir kimlik politikası yapan parti “Şimdi ben Türkiye partisi olacağım Türkiye’nin her türlü sorunuyla ilgileneceğim” diye bir açılım yapıyor. Bu toplum nezdinde ne kadar kabul görür, ne kadar ciddi bir dönüşüm olarak algılanır ona bağlı bir şey ama gerçekten Sayın Kılıçdaroğlu hep söylüyor, demokratik siyasette kimlik siyaseti, mezhep siyaseti, inanç siyaseti olamaz. Bütün insanlar üzerinden düşünülerek siyaset yapmak lazım. Bu demek değildir ki bu ülkede bazı kesimlerin kimlik sorunu yok, alevi yurttaşlarımızın hak ve özgürlük talepleri yok haklı talepleri yok değil. Tabi bunlar var bunlar ülkenin sorunları elbette CHP gibi büyük bir parti bir ana muhalefet partisi bunlar hakkında da söyleyecek sözleri ve çözüm önerileri var. Olmaz mı? Yapıyoruz onu da zaten ama esas olarak kimliklerin ve inançların dışında sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel sorunlara herkes için çözüm üretmek gerekmektedir. HDP gördüğüm kadarıyla en azından söylem düzeyinde böyle bir aks değişikliğine gittiğini söylüyor. Kendi söyleminde Demirtaş; "Evet biz bir kimlik politikası güdüyorduk çünkü böyle bir sorun vardı ancak şimdi bir açılım yapıyoruz Türkiye’nin bütün sorunlarını kucaklayacak bir açılım yapmaya çalışıyoruz. Bir Türkiye partisi olmak istiyoruz bunun sonucunu göreceğiz." diyor

 

 

AKP %40’IN ALTINDA

 

>>Peki CHP’nin seçimlere yönelik yaptırmış olduğu bir kamuoyu araştırması, bir sonuç var mı?

Biz CHP olarak yapılan tüm kamuoyu araştırmalarının hepsini inceliyoruz, bazıları manipüle ediliyor, bazıları gerçeğe yaklaşıyor ama şu bir gerçek, AKP hiç öyle söylendiği gibi 45’lerde filan değil hatta 40’ların altına doğru da hızla iniyor, biz de yükseliyoruz.  Aradaki makas kapanıyor, önümüzdeki aylar mart, nisan, mayıs bu 3 ay çok önemli.  Zaten biliyorsunuz kampanya martta başlıyor seçim süreci, bu kampanyaya teknik olarak, söylem olarak, içerik olarak en hazır partiyiz, içeriği de dediğim gibi toplumla birlikte belirledik. Bu yüzden dinamik bir seçim kampanyasıyla bu makasın kapatılacağını düşünüyoruz. Bakın son işsizlik rakamlarını görüyorsunuz yani giderek bir artış var.

 

İŞSİZLİK SORUNU GİDEREK BÜYÜYOR

 

% 17.6 TÜİK’in rakamlarını yalanladılar çünkü araştırmalarda TÜİK %10.4 görünüyordu. Yalanladılar haberi ve %17. 6 olarak değiştirildi.

Evet. Şimdi bakın hükümetin resmi rakamlarında 3 milyonun üzerinde iş arayan insan var ve sendikalar daha gerçek bilgiler verebiliyor, bu 3 milyon 5 milyonlara çıkıyor. Şimdi böyle bir durumda hükümet tuhaf bir şekilde yabancı iş gücü çalıştırmak ile ilgili yasa tasarısını yürürlükten geçirmeye çalışıyor. İşte bunu anlamak mümkün değil. Dünya bu işe gülüyor sizin kendi ülkenizde %20 si işsizken, üniversite mezun gençlerin, 3 milyon insan gidip kayıtlı olarak iş ararken yahu bu neyin nesi Allah aşkına. Bu akıl karmaşıklığı nedir? Bu gündem değiştirmekten başka bir şey olamaz. Sözde dünya ‘’bakın biz o kadar büyüdük, durumumuz o kadar iyi ki sizden iş gücü istiyoruz’’ diyor gülüyor dünya siyaseti buna olacak şey değil çünkü.

 

"Bizim görevimiz, IŞİD'den kaçan Suriyelilerin, kendi topraklarında insanca yaşamalarını sağlamak..Yoksa 3 milyon küsür kayıtlı işsizin olduğu bir yerde 2 milyon Suriyeliyi istihdam etmek mümkün değil!."

 

 

2 MİLYON SURİYELİ’Yİ OY İÇİN YURTLARINDAN ETTİ!

 

Suriyeliler AKP’nin Oy potansiyelini arttırmak amaçlı olarak getirildi. Burada asıl istedikleri, bu Suriyelilerin bir kısmını, kendi dünya görüşlerine uygun olan bir kısımlarını bu vesile ile burada tutup, kimlik sahibi yapmak adı altında, biraz daha düşük işlerde ucuz çalıştırmak gibi bir politikaları var.

Tabi. Onlar eğer yurttaş yapılırlarsa onlarda bir minnet borcu ile bundan yararlanırız diye düşünüyor. Halbuki bu politika çok yanlıştır.

 

 

IŞİD’İN ÇIKMASINDA AKP’NİN PAYI VAR

Komşularımızla sıfır sorun derken her yerde mezhepçi bakış açısıyla oradaki savaşlara dahil oldular. Işid gibi belaların çıkmasında da bunların payı var. Bu bir gerçek ama başarılı olma şansları yok. Türkiye yeniden Osmanlı’ya dönmez. Türkiye ileriye gider

Bizim politikamız komşularımıza bir an evvel barışın tesis edilmesi, bu IŞİD gibi belalardan kurtulması ve insanların tekrar doğdukları topraklarda, evlerinde, tarlalarında, iş yerlerinde yeni bir başlangıç yapabilmelerine yardımcı olmaktır. Yoksa bu bir çözüm mü 3 milyon küsür kayıtlı işsizin olduğu bir yerde 2 milyon Suriyeli’nin istihdam etmek isteseniz de edemezsiniz. Ayrıca bu doğru değil! İnsanlar sizden bunu talep etmiyor ki... İnsanlar bir an evvel doğdukları topraklar gitmek istiyorlar, geride bıraktıkları evlerine işlerine akrabalarına gitmek istiyorlar. Duruma bu açıdan bakarak değerlendirmek lazım. Yani yoksa batının gelişmiş ülkelerinden buraya iş gücü gelmesi filan hele böyle giderek otoriterleşen, bireysel özgürlüklerin baskı altına alındığı, kadın cinayetlerinin arttığı, toplumsal gösterilerin bir şekilde bastırıldığı bir ortama sermaye gelmez, kaliteli iş gücüde gelmez, nitelikli iş gücüde gelmez. Bu ortada ama bu tamamen gündem değiştirmek, böyle bir kendini olduğundan büyük göstermek ama işsiz insanlar ya da halk ne olduğunu görüyor.  Siz kendinizi olduğundan büyük gösterseniz ne olacak ki.

>>Bir de Bu Yunanistan’daki Çipras’ın galibiyeti ve oradaki reform hareketi Türkiye’ye iz düşümü olarak nasıl yansır yani CHP bundan bir fayda sağlayabilir mi? Kısaca Yunanistan’ın iz düşümü Türkiye’de CHP olabilir mi?

Her ülkenin ayrı sorunları, koşulları var ayrı bir ekonomik durumları var. Tabi benzeşiyoruz ama nelerden benzeşiyoruz onu söyleyeceğim.  Şimdi Yunanistan’da genç işsizliği maalesef %50, öbür resmi işsizlik %20’yi aşıyor ve bu borçlardan ötürü giderek kamu yatırımları durdu ve iş yerleri kapandı ve insanlar çok mutsuz ve umutsuz. Şimdi bir umut yaratıldı Syriza dediğiniz hareket öyle bir partiden filan oluşmuyor. Hem içinde birçok parti var öyle irili ufaklı daha çok sol partilerden oluşan, hem toplumsal hareketler var daha çok kadın hareketi var, çevre hareketi var, yeşiller var, gençlik hareketi var, işte işçi hareketi var, bence Yunanistan için umut doğdu bir çıkış yolu doğdu çünkü öbür politika Yunanistan’ın problemlerini çözmüyordu. Dikkatlerden kaçan bir şey var. Bu partinin yöneticileri işte maliye bakanı, yani kendisi Syriza’nın başkanı diyorlar ki ‘Türkiye’nin bazılarını göstermek istediği gibi’ biz çözümü çağdaş dünya Avrupa birliğinde arıyoruz. Diyor dolayısıyla hani böyle Yunanistan demokrat dünyadan kopuyor, çağdaş dünyadan kopuyor, zaten bu çağda tek başına bir ülkenin yapacağı çok fazla şey yok. Dolayısıyla Avrupa birliği çerçevesinde şunu söylüyorlar. Avrupa Birliği reform edilmeli, bütün ülkelere eşit davranmalı, sosyal Avrupa olmalı, demokratik bir Avrupa olmalı, ve küçük büyük tüm ülkeler eşit söz sahibi olmalı. Bu güzel bir durumdur

 

"Aldığı maaşla geçinemeyen 10 milyon emekli var.. Hedefimiz, emeklilere ramazan ve kurban bayramlarında tam maaş ikramiye vermek! Bu bile büyük bir kitlenin aileleri ile beraber düşünürseniz 20 milyon insanın nefes alması demektir."

 

 

CHP OLARAK, HERKESE İNSANLIK ONURUNA UYGUN BİR YAŞAM SUNACAĞIZ!

 

>>Maliye bakanının kendi bloğunda yayınladığı bir yazı var "Orayı da değiştirerek değişmek’’ bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Avrupa Birliği nihai aşamasına gelmiş bir proje değil hala bir süreç ama güzel fikirler var. Şimdi biz Syrıza hareketini inceledik. Onların biliyorsunuz kampanyada kullandıkları, söyledikleri vaatler, neyi nasıl yapacaklarını anlattıkları paketler çok basitleştirmişler kampanyayı.  İnsanların büyük çoğunluğunun işsiz olduğu bir yerde tamamen sosyal ekonomik konulara ağırlık verilmiş.  İşsizlik sorunu, emeklilerin problemleri, işten çıkartılanların yaşam koşulları ile ilgili ne yapacaklarını… Belirli bir gelirin altında olanların ısınma, elektrik, su gibi masraflarını almayacaklarını söylüyorlar!  Gözden kaçan bir madde de demokrasiyi daha katılımcı, daha çoğulcu hale getireceklerini,  derinleştirdiklerini söylüyorlar çünkü demokrasi olmazsa zaten bu tip hareketler olamıyor. Büyük bir ihtimalle de yapacaklar. Bunun dışında biz o programa baktığımızda şunu görüyoruz, gerçekten de geniş kitlelerin seçim bildirilerinde, seçim çalışmalarında, partilerden duymak istediği şeyler bunlar. Mesela bizim program yayınlandığı zaman herkes görecek, bir tanesini söyleyeyim artık bilindiği için; Aile sigortası tabi ki yeniden gözden geçiriliyor, yeni rakamlar var. Diyoruz ki CHP olarak bu ülkede ihtiyaç sahibi olarak herkese bir yurttaşlık hakkı olarak, insanlık onuruna uygun bir yaşam sunacağız. Bugünkü gibi dağınık tam da nereye ne kadar gittiği belli olmayan yardımlar şeklinde değil, daha sistematik daha modern ve bunu bir yurttaşlık hakkı olarak yurttaşların talep edebileceği bir durum gerçek olacak. Mesela; 10 milyon emekli var, gerçekten büyük çoğunluğu aldığı maaşla geçinemiyor, şimdiden hesabını da yaptık. Emekliler iki büyük bayramda ramazan ve kurban bayramlarında tam maaş ikramiye alacaklar. Bu bile büyük bir kitlenin 10 milyon insanın, aileleri ile beraber düşünürseniz 20 milyon insanın nefes alması demektir.

 

"Sanki öğretmenimiz yokmuş gibi çocuklar sınıflarda 55- 60 kişi birlikte okuyor. Yüz binlerce açıkta öğretmen var! Hepsinin maliyet hesabını yaptık! Öğretmenlerimizin atamaları yapılacak ve dolayısıyla işsiz gençlerin birçoğu da iş sahibi olacak." 

 

Onun dışında mesela bu taşeron işçilik konusu var, kamuda artık milyonları aştı. Bakın bu insanları gerçekten boğaz tokluğuna çalıştırıyorlar, iş güvenceleri yok, sendikal hakları yok, toplu iş sözleşmeleri yok, biz bunları kaldıracağız işte bunlar Sriza ile benzer taraflar. Somut sorunlara somut çözümler, sosyal ekonomik sorunlara öncelik vermek. Ve biz bunları kaldıracağız. Oradan da milyonlarca insan daha insanlık onuna yakışır şekilde çalışma hayatına ve gelire sahip olacak.

Mesela okullar; biz bu 4+4+4 ün kızları da çok dışarıda bıraktığını özellikle 8 yıldan sonra biz görüyoruz. Bu sistemin yanlış olduğunu görüyoruz, çözüm olmadığını görüyoruz. O yüzden biz diyoruz ki okul öncesi eğitim, ana sınıf, 8 yıl kesintisiz eğitim, ondan sonra 4 yıllık eğitim. Örneğin bu reformu önereceğiz ve eğitimde eşitlik, yani doğudaki ile batıdaki aynı altyapıya sahip okullarda eşit şekilde eğitim alacak. Her sınıf nerede olursa olsun 30’dan fazla olmayacak. Yüz binlerce açıkta öğretmen var ama sınıflarda çocuklar 55- 60 kişi birlikte okuyor. Öğretmenlerimiz yokmuş gibi. Öğretmenlerimizin atamaları yapılacak bunların da hesabı yapıldı. Ve dolayısıyla işsiz gençlerin birçoğu da iş sahibi olacak. 

Kentlere ilişkin, İstanbul’da Karayalçın’da bir çalışma yaptı. Gerçekten İstanbul nefes alamıyor,  kültürel yapısı bozuluyor, kültürel doğal yapısı bozuluyor, kültürel varlıklarımız yağmalanıyor, Sultan Ahmet Camii’nin minareleri arasından 3 tane gökdelen çıkıyor. Bunun yanlış olduğu zamanında çok söylendi ama bu binalar bitti. AKP’liler oturuyor üst katlarında denizi ve İstanbul manzarasını iyi gördükleri için ama kanun’da bunun kesilmesine karar verdi. O siluetin yerine gelmesi için böyle birçok şey var; bakın AKM Kültür merkezi, Türkiye’nin en büyük opera salonu, sergi salonu yıllardır çalışır bir konumdayken çürümeye terk edildi. Hâlbuki finansman bulundu bir özel şirket 30 milyon bağış yapıyor, buna rağmen açmıyorlar. Açmıyorlar sahneyi.  Bunun cevabı çok basit. Çünkü bunlar kültür sanat alanında daha fazla sanat, daha fazla sahne istemiyorlar

 

AKP: KÜLTÜR SANATA SANSÜR, MUHAFAZAKÂR SANATA EVET DİYOR!

 

>> Devlet opera, bale ve tiyatro’da sansür ve baskı olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet tabi ki. Biz 2014 yılını bir bir taradık, 1 yıl içinde 135 kere sanata sabotaj ve sansür var.  Oyun yasaklama olarak var, sansür olarak var, Fazıl Say’ın repertuarını çıkartmak olarak var. Peki neden tüm bu sansür, çünkü kültür sanat insanları aydınlatıyor, insanların hayatına bir anlam katıyor ve kültür sanat aynı zamanda yanlış olan şeyleri cesaretle ortaya koyuyor, kimi bir tiyatro ile kimi sinema ile, kimi bir bale ya da heykelle ya da opera ile ortaya koyuyor ve bunu istemiyorlar. Çünkü sanat ile ufukların açıldığının, sanatın ne kadar etkili bir silah olduğunun, sanat ile hayatlarını iyi yönde değiştirmek isteyebileceklerinin farkındalar ve bunu istemiyorlar. Onların istedikleri akıllarınca kendilerine göre muhafazakar sanat’ı desteklemeye çalışıyorlar. Öyle bir sanat yok. Sanat ilericidir. Sanat çağdaştır, sanat eleştireldir.

 

AKP TÜRKİYE’Yİ TANZİMATINDA GERİSİNE GÖTÜRÜYOR

 

>>Yine oryantalizm kültürü mü ortaya çıkıyor acaba?

O var zaten. Yeni Osmanlıcılık diyorlar zaten öyle şeyler söylüyorlar ki ‘’restorasyon’’ yüz yıllık parantez. Hatta cumhuriyetin kuruluşunun ötesine gidiyorlar. Tanzimatında ötesine gidiyorlar. Çünkü tanzimatta biliyorsunuz batı değerlerine yöneliş var, okullaşma var, osmanlı meclisi mebusan var. Onları da istemiyorlar. Bunlar tamamen onunda gerisine giderek kafalarına göre bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama bu mümkün değil. Bu hayatın akışına terstir..  Fransız Devriminden sonrada bazı gerilemeler, ilerlemeler olmuştur ama o Fransız Devrimi’nin bütün dünyada benimsenen; özgürlük, eşitlik, dayanışma gibi ilkeleri, kardeşlik ilkeleri bugün hala geçerlidir. Dolayısı ile Türkiye’nin 90 yıllık birikimine hatta Cumhuriyet öncesi bu batı değerlerine açılış dönemini de katarsak belki 150 yıllık birikimini geriye götürmek hayaldir. Bu hayalle yaşıyorlar. O yüzden de kendilerini olduklarından farklı büyük gösteriyorlar.

 

GÜN GELECEK HESAP SORULACAK

 

>>Türk halkı artık bunu da hissetmiştir diyebilir miyiz peki ?

 

 

 

Diyoruz tabi bu büyük çoğunlukla bu benimseniyor. Bakın yapılan bütün araştırmalarda AKP seçmenlerinde büyük çoğunluğun Mustafa Kemal Atatürk ile ya da Cumhuriyetle bir sorunu yok. O dönemin, o sürecin belli evrelerinde bazı yanlışlar olmuş olabilir, sıkıntılar yaşanmış olabilir ama esas olan Cumhuriyet’in hukuk devletine dayanması, yurttaşlığı getirmesi, kadın erkek eşitliğine vurgu yapması ve giderek demokrasiye doğru yönelmesi,  önemli olanlar bunlardır ve insanlar bunu çok iyi biliyorlar ama gün gelecek hesap sorulacak.

 

ERDOĞAN, AKP GENEL BAŞKANI MI YOKSA CUMHURBAŞKANI MI?

 

>>Alışkın olmadığımız bir süreç yaşıyoruz, Türkiye’de bir Cumhurbaşkanı göreve geldikten sonra hala kendi mensubu olan parti için oy istiyor. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Cumhurbaşkanı şu anda yürürlükte olan yasaya karşı şeyler söylüyor, anayasada olmayan yetkiler kullanmaya çalışıyor aslında yani bir demokratik ülkede bunu yapamaması lazım çünkü yargının hemen devreye girmesi lazım anayasa Cumhurbaşkanı’nın pozisyonunu görevlerini belirliyor. Bir parti başkanı olamıyor Cumhurbaşkanı olan kişi artık oradan ayrılıyor ve Türkiye’deki herkese eşit davranmak zorunda, özellikle siyasetin işlemesi için özellikle muhalefetle diyalog kurması lazım, konuşması lazım falan. O halen AKP genel başkanı gibi çalışıyor. Bu anayasaya ters bir harekettir. Demokrasinin ilkelerine ters bir şeydir. Bunu bilerek yapıyor. Bir tek partinin adını söylemediği kalıyor miting alanlarında. Sözde teşekkür mitingleri yapıyor ama açıkça propaganda yapıyor. 

 

AKP İÇİN 400 RAKAMI BİR HAYAL!

 

400 rakamını kullanıyor hayal görüyor gayet tabi. Bunu dünya izlediği için diyor ki; Bu ne biçim demokratik ülke böyle şey olur mu? Biz de söylüyoruz. Bunun tabi böyle sürmesi mümkün değil. Nitekim seçimlerden sonra göreceğiz. Onların anayasayı değiştirerek, bir Türk tipi tırnak içinde başkanlık sistemi kurmak hayalleri de son bulacak ve Türkiye tekrar demokrasiyi geliştirmek için yeni bir rotaya girecek.

 

 






FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJLAR Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Türkiye 'Baba'sını kaybetti
    Türkiye 'Baba'sını kaybetti
  • HDP Diyarbakir mitinginde patlama
    HDP Diyarbakir mitinginde patlama
  • Melih Gökçek Bülent Arınç Kavgasından Capsler...
    Melih Gökçek Bülent Arınç Kavgasından Capsler...
  • Türk vekilin pozları olay oldu
    Türk vekilin pozları olay oldu
  • Suriye ateş altında
    Suriye ateş altında
  • Bebişler
    Bebişler
  1. Türkiye 'Baba'sını kaybetti
  2. HDP Diyarbakir mitinginde patlama
  3. Melih Gökçek Bülent Arınç Kavgasından Capsler...
  4. Türk vekilin pozları olay oldu
  5. Suriye ateş altında
  6. Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Başbakan Davutoğlu'ndan üçlü koalisyon çağrısı!
    Başbakan Davutoğlu'ndan üçlü koalisyon çağrısı!
  • Bülent Arınç'ın Gökçek'le ilgili 3 konuşması...
    Bülent Arınç'ın Gökçek'le ilgili 3 konuşması...
  • İşte Chp'nin, Merkez Türkiye Yüzyılın Projesi Tanıtım Filmi
    İşte Chp'nin, Merkez Türkiye Yüzyılın Projesi Tanıtım Filmi
  • Demirtaş, HDP’nin 'seçim manifestosu'nu seslendirdi..
    Demirtaş, HDP’nin 'seçim manifestosu'nu seslendirdi..
  • Atatürk ve çocuklar...
    Atatürk ve çocuklar...
  • NTV canlı yayınında NTV'ye saydırdı!
    NTV canlı yayınında NTV'ye saydırdı!
  1. Başbakan Davutoğlu'ndan üçlü koalisyon çağrısı!
  2. Bülent Arınç'ın Gökçek'le ilgili 3 konuşması...
  3. İşte Chp'nin, Merkez Türkiye Yüzyılın Projesi Tanıtım Filmi
  4. Demirtaş, HDP’nin 'seçim manifestosu'nu seslendirdi..
  5. Atatürk ve çocuklar...
  6. NTV canlı yayınında NTV'ye saydırdı!
VİDEO GALERİ
YUKARI