Bugun...



Muhammed Akar:''Diyarbakır'da sıkıntı büyük,uyuyamıyoruz!''
Tarih: 14-12-2015 14:58:10 + -


AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Dara Akar, Diyarbakır ve doğu'da yaşanılanları değerlendirdi.

facebook-paylas
Tarih: 14-12-2015 14:58

Muhammed Akar:''Diyarbakır'da sıkıntı büyük,uyuyamıyoruz!''

Diyarbakır merkez Sur İlçesi'nde 6 mahalle, bir cadde ve Dağkapı Meydanı'nda sokağa çıkma yasakları devam ediyor. Geçen hafta baro başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan olaylar da Sur’da yaşanmıştı. Türkiye, olayları haber bültenlerinde, çatışma ve şehit haberleriyle takip etse de şehirde yaşayan bir siyasi olarak siz anlatır mısınız, Diyarbakır’da, Sur’da neler oluyor?

 

Diyarbakır çok büyük sıkıntıda... Sur hendekler, barikatlar, tuzaklamalar altında. İmkânı olan herkes Sur’dan kaçtı. Diyarbakır’ın en kadim bölgesi insansızlaşıyor. İnsanlar evini çaresizlikten terk ediyor. Diyarbakır’ın tarihi, ortak hafızası, ortak değerleri, insanlık mirası eserleri kuşatma altında, geri dönüşsüz bir yıkıma maruz kalıyor. Bu eserlerden Kurşunlu Camii, Tarihi Paşa Hamamı, Dört Ayaklı Minare son çatışmalarda ciddi zarar gördü. Haçlı seferlerine ve Moğol istilasına bile direnen bir antik kent şu an eline silah verilmiş, aralarında madde bağımlılarının da olduğu YDGH denilen gençlerin elinde, büyük risk altında.

 

27 AYRI MEDENİYETİN ESERLERİ TEHLİKE ALTINDA

 

Sur için bir aydır süren bir feveran hali var. Sur’un tarihi eserlerle dolu, tarihi eserlerin etrafının da hendek ve patlayıcılarla dolu olmasından dolayı sanırım.

 

Diyarbakırlılar için hiçbir yer, Sur kadar önemli değildir. Çünkü hemen hemen bütün eski Diyarbakırlı ailelerin geçmişi ile Sur içi arasında doğrudan bağlar var. Burası sıradan bir yerleşim yeri değil. Neredeyse 72 milletin asırlar boyu barış içinde bir arada yaşadığı buram buran tarih kokan bir yer. Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Ezidi, Şemsi, Kürt, Ermeni, Süryani, Türkmen, Rum, Keldani, Arap ve daha nicelerinin memleketi. Geçmişi 8 bin yıl öncesine kadar giden, surlarla çevrili bir açık hava müzesi gibidir Sur. Diyarbakır surlarının ilk temelleri M.Ö. 3000 yıllarında Hurriler tarafından atılmıştır. Kimler geçmedi ki buradan. Tam 27 ayrı uygarlık. Mitaniler, Hurriler, Persler, Asurlar, Urartular, Roma, Bizans, Mervani, Eyyubi, Selçuklu, Osmanlı, ve daha niceleri… 27 medeniyete ait sayısız tarihi eser barındıran Sur içi ve tarihi Hevsel bahçeleri UNESCO tarafından dünya kültür mirası olarak kabul edilmiş durumda.

 

ANADOLU’NUN İLK CAMİİLERİ, KİLİSELERİ SUR’DA

 

Hangi eserler var Sur’da, şu an tehlike altında olan?

 

Anadolu’nun ilk camii, Camii Kebir yani Ulu camii burada. Şam Emeviye Camiinden sadece 5 yaş daha genç. Anadolu’nun ilk kiliselerinden ST George Kilisesi burada. Mar Toma Katedrali, ilk Süryani mabedlerinden Meryem Ana Ortadoks Kadim Kilisesi, Ortadoğu’nun en büyük Ermeni kilisesi olan Surp Giregos Kilisesi, Mimar Sinan’ın nadide eseri olan Fatih Paşa camii, Behram Paşa Camii, Melik Ahmet Camii, dünyada tek örnek olan Dört Ayaklı Minare, bin yıllık tarihi olan on gözlü köprü, 27 sahabinin yattığı Hz. Süleyman Camii, Roma amfi tiyatrosu, en büyük Keldani kilisesi olan Mor Petyum Kilisesi, tarihi altıncılar çarşısı, Hasan Paşa Hanı, kervansaraylar, Selçuklu kümbetleri, hamamlar ve diğerleri... Ne yazık ki doğru dürüst bir envanteri bile çıkarılabilmiş değil. Yerin altındaki hazineyi geçtik yerin üstündeki tarihi eserlerin bile gizemi çözülmüş değil. Surlarda 82 burç var. Her bir burçta nadide kitabeler, semboller, yazılar var. Bunların sırrı bile çözülmüş değil.

 

ÜZÜNTÜDEN UYUYAMAZ OLDUK

 

Geçen hafta PKK Kurşunlu Camiini ateşe verdiğinde Türkiye’de herkesten tepki geldi. Ama kiliseler de aynı risk altında?

 

Süryani dostum Can Şakarer geçen gün beni aradı “aile ve cemaat olarak hepimizin eli yüreğinde. Gece yatamıyoruz. Atalarımızdan kalma şehrimiz, tarihi eserlerimiz, kiliselerimiz, el yazması kitaplarımız, paha biçilmez Süryani dini tablolarımız tehdit altında. Ne yapacağımızı şaşırdık. Elimiz kolumuz bağlı izliyoruz” diyerek. Hiç mi yapılacak bir şey yok Allah aşkına! Aynı şeyi Nakşibendi Şeyhi, Şeyh Necmeddin Efendi’den de duydum. 90 yaşındaki Şeyh geçen gece ağlamaklı bir sesle arayıp şunu söyledi  “artık evi, barkı düşündüğüm yok, her gece rüyamda, dedelerimden kalma kitapların yandığını görüyorum. Bu kitapların başka bir nüshası yok. Yansa bir daha geri gelmez. Ne olursunuz bir şeyler yapın.”

 

SUR’DA KİMSE KALMADI

 

Hakikaten tarihi eserler için de Sur’daki siviller için de risk büyük. Operasyonlar dolayısıyla sokağa çıkma yasakları da ara ara sürüyor ama Sur’da gündelik hayat diye bir şey kaldı mı?

 

Sur’da hayat kalmadı ki gündelik hayat kalsın. Herkes terk etti Sur’u. Gücü olan başka yere, akrabaları olanlar akrabalarının yanına gitti. Kalanlar gücü olmayanlar, Suriyeliler ve Romanlardır. Sokaklar hendeklerle, barikatlarla, patlayıcılarla dolu. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Çocuklar okula gidemiyor, sokağa oyun oynamaya çıkamıyor. Sağlık hizmeti alamıyor. Bir kimsenin bir hastası olsa sokaklara ambulans giremiyor. Bir de hendekler arkasında mutlu bir komünal yaşam varmış gibi anlatanlar var. İnsanlar göç etti Sur’dan. Kaçtılar. 90’larda Jitem’den kaçılıyordu, şimdi PKK’dan kaçıyor Diyarbakırlılar. 12-13 bin nüfusu vardı Sur’un doğu tarafının. İki bin bile kalmamıştır.

 

SUR ESNAFI PERİŞAN 

 

Sur aynı zamanda Diyarbakır’ın ticaretinin, turizminin can damarı. Durum ne?

 

Dükkanların kapılarına bir bir kilit vuruluyor. Diyarbakır esnafının yüzde 20’si Sur’dadır. Beş yüze yaklaşmıştır kapısına kilit vurulan işyeri. İflas etmeyen küçüldü, işçi çıkarmak zorunda kaldı. Kış günü binlerce insan işsiz evsiz kaldı. Herkes perişan, çok tepkili.

 

ŞEYH SAİT DİYARBEKİR’A BAKIP DEMİŞTİR Kİ

 

Moğol istilasından bahsetmiyoruz. Sonuçta bu bölgeden çıkmış, insan kaynağını yine bu bölgenin çocuklarından karşılayan bir terör örgütünden bahsediyoruz. Üstelik yine bu bölgeden çıkmış etnik temelli siyaset yapan, yine bu bölge insanının oyuyla Meclise gönderilen bir parti var, sorumluluk alması gereken. PKK-HDP siyasi hattı Kürtlerin yaşadığı, Kürtlerin tarihini taşıyan Sur’u nasıl bu hale getirebilir, HDP buna nasıl izin verebilir?

 

Tarihçiler şöyle söyler; 1925 yılında ayaklanan Şeyh Said’in savaşçıları şehri kuşattığında, General Mürsel Paşa, Şeyh Said’e haber yollar: “Şehre girersen taş üstünde taş bulamazsın”. Topların namluları şehre çevrilmiş, ateşe hazır hale getirilmiştir. Şeyh Said, sabah ezanında, Diyarbekir’e bakan Sımaki tepesinde aşiret ağalarını ve savaşçılarını toplar ve parmağını şehre uzatarak şunları söyler: “Mürsel Paşa namluları şehrin içine çevirdi. Hazaran (binlerce) masum insan var. Maazallah bir sabi hayatını kaybetse, bir camiden bir taş düşse hesabını Allah’a veremem…” Şehir düşmek üzereyken geri çekilme kararı veren Şeyh Said’e itiraz eden Bingöllü Yadin Paşa’ya da Şeyh Said şunu der: “Hiçbir dava, bir masumun hayatından daha mühim değildir”. Bu güne kadar hiç kimse,  şimdi Sur içi diye isimlendirilen kadim Amida’ya / Diyarbekir’e kıyamadı. Hatta halk arasında şöyle söylenir. Dört kapısında dört evliya ve sahabe yatar. Şehre ne hastalık ne de düşman giremez. Hakikaten İslam fütuhatından sonra bir daha işgal edilmedi bu şehir. Veba gibi hastalıklar da şehre uğramadı. Ama şimdi Palmira’dan daha eski olan bir tarih hazinesi yok olma tehdidi altında. Ne yazık ki Diyarbekirli hemşehrilerim bile bunun yeterince farkında değil. Şehremini (şehrin emini) olan belediyelerin (HDP’li belediyelerin) ise hiç umurunda değil. İki sığ konuşma, üç-beş basın açıklamasının arkasına sığınarak vicdanlarını tatmin etmeye çalışıyorlar.

 

TAHİR ELÇİ’NİN VASİYETİ

 

Rahmetli Tahir Elçi de buna itiraz etmişti, öldürülmesinden birkaç dakika önce. Bir anlamda onun da vasiyeti Sur’un korunması?

 

Merhum Tahir Elçiyi, o çatışmalı günde, Dört Ayaklı Minare’ye sürükleyen duygu, insan, tabiat ve tarih sevgisinden başka ne olabilir ki. Ben de şimdi herkese soruyorum. Hiç mi yapılacak bir şey yok! Bu kadar aciz miyiz? Bir an için düşünün; Ayasofya, Sultan Ahmet Camii ya da Bursa Ulu Camiinin altına tüneller kazılmış, patlayıcılar gömülmüş veya Kapadokya’da çatışmalar var! Bu kadar duyarsız kalır mıydık? Olan bitenler sanki uzak Asya’da oluyormuş gibi izliyoruz. Koca şehirde, bir Tahir Elçi sesini çıkardı, o da canından oldu. Ama artık yeter demeliyiz. Hepimiz Tahir Elçi gibi sesimizi çıkarmalıyız. Sivil ve demokratik bir şekilde ama gür bir sesle “Diyarbekir’e kıymayın” demeliyiz.

 

DİYARBAKIR BELEDİYESİ’NİN SESİ NEDEN ÇIKMIYOR?

 

Diyarbakır’ın zengin bir sivil toplumu olduğunu biliyoruz. Ama Diyarbakır böyle yanarken neden buradan yükseltilmiş hiç ses duymuyoruz? 

 

Belediyeler, Kültür Bakanlığı, STK’lar, halk, herkesin yapacağı bir şeyler olmalı. Göz göre göre kadim şehrimizin yok edilmesine sessiz kalamayız. Bir akıl devreye girmeli. Gerek Sur ve gerekse bölgedeki olaylar karşısında bir yandan da daha serinkanlı düşünmeye ihtiyacımız var. Köklü bir medeniyetin mirasçılarıyız. Çok zor bir dönemden geçtiğimizin farkındayım. Ama aciz ve çaresiz değiliz. Bir vicdan haykırışı olmalı. Tüm partiler, STK’lar, sivil örgütlü yapılar bir araya gelmeli. Ben en çok belediyeye şaşıyorum. Kültür Bakanlığı ve diğer devlet kurumları ile bir olup yıllar süren bir mücadele sonucu Diyarbekir Surlarını ve 8 bin yıllık Hevsel Bahçelerini UNESCO dünya kültür mirası listesine koymayı başardılar. Yani Antik Amida şehri artık dünya kültür mirası. Ama şimdi bu miras yok olma tehdidi ile karşı karşıya iken neden sessiz belediye başkanlarımız? İnsan, ortaya koyduğu onca emeğin hatırına bu hendeklere ve bu çatışmalara hayır demez mi?

 

TAHİR ELÇİ CENAZESİNDE VİCDAN AZABI YAŞANDI

 

YDGH yapılanırken, gençleri silahlandırırken, sokaklara hendekler kazarken HDP’li, DBP’li siyasetçiler ve PKK’ya yakın isimler yerelde ne yapıyordu? Halk, sivil toplum bunu görmedi mi, görmezden mi geldi?

 

Bu oyunları birçok insan görüyor. Ama gerçek manada örgütlü bir toplum değiliz. Herkes sorumluluğu başkasının üzerine atıyor. Birileri konuşsun, birileri itiraz etsin ama ben zarar görmeyeyim anlayışı hakim. Tahir Elçi’nin cenazesinin rekor düzeyde kalabalık geçmesinin bir nedeni de bir çeşit vicdan rahatlatması ve suçluluk duygusundan kurtulma isteğiydi. Sessiz çoğunluğunu yapamadığını Tahir Elçi yapmıştı. Cenaze töreninde dikkatimi çeken şey şuydu; tüm kışkırtmalara karşın yürüyüşe katılan kitleler olay çıkmasına müsaade etmemişti. Beklemediğim bir sağduyu hakimdi. Rahmetli Elçi’nin hep arzu ettiği şey, ağırbaşlı, sivil ve demokratik bir mücadele idi.

 

YDGH SİSTEMATİK OLARAK VAR EDİLDİ

 

PKK’nın gençlik örgütlenmesi olan YDGH bir anda çıkmadı ortaya. Şubat 2013’ten beri var ve şehirlerde örgütlü. Çözüm süreciyle koşut devreye sokuldu. Bu bir tesadüf olamaz herhalde?

 

Çözüm süreci açısından 2013 yılı kritik bir yıldır. 2013 Newroz’unda okunan Öcalan mektubunda, o güne kadar söylenmemiş şeyler söyleniyordu. Sorunuza cevaben o mektuptaki şu satırları hatırlatmak istiyorum: “Binlerce yıldır birlikte yaşayan büyük medeniyetin çocuklarını birbirine düşman etmek istiyorlar… Batılı emperyalist müdahalelerle bu kadim coğrafyanın kardeş halklarını yapay sınırlarla birbirinden ayırdılar. Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere ve yapay problemlere gark etmeye çalıştılar. Ama Ortadoğu ve orta Asya halkları artık uyanıyor, birbirine kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor… Bu gün artık yeni bir dönem başlıyor... Dicle ve Fırat, Sakarya ve Meriç kardeştir…”  Öcalan, silahlı mücadelenin terk edilmesini ve demokratik siyasetin esas alınmasını istiyordu. Herkes, silahların terk edilmesini bekliyorken birden şehir merkezlerinde yol kesen, kimlik kontrolü yapan yüzü örtülü gençler beliriverdi. Başta bu durum, çözüm sürecini provoke etmek isteyen kontrol dışı bazı unsurların işi olarak yorumlandı. Ama zaman geçtikçe, 2013 Newroz ruhunu bozmayı hedefleyen sistematik bir çaba olduğunu gördük. Belli ki birileri Öcalan’ın barış çağrısını boşa çıkarmaya çalışıyordu. İstedikleri, çatışmalar devam etmesiydi, Kürt kanı da Türk kanı da umurlarında değildi. Yeter ki kan aksın. Bugün de bu çabaları görüyoruz. Sünni-Şii,  Arap- Türkmen, Kürt-Türk umurlarında değil. 

 

 

TERÖRE HAYIR DİYEBİLMEK LAZIM

 

Gençlere söz geçiremiyoruz, bu meselenin konuşulabileceği son kuşak şu an 40’larında 50’lerinde, gençlerse çok radikal vb cümleler kuruldu geçtiğimiz yıllarda. Katılıyor musunuz buna? Bu doğal ve gerçek bir durum mu, bilinçli şekilde oluşturulan ve arkasına saklanılan bir bahane mi?

 

Velev ki hendek kazan gençler başka yerlerden talimat alsın ve sivil siyasetçileri dinlemiyor olsun, bu bizim sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor. Bu gençlerin önemli bir kısmı 18 yaşın altındaki çocuklar. Göz göre göre kentleri ve kendilerini yakmalarına seyirci mi kalacağız. Bu çocukların da hayatını kaybetmediği bir huzur iklimini sağlamaya mecburuz. Yükü güvenlik güçlerine de atarak sorumluluktan kurtulamayız. Polisin ve Jandarmanın işi bir yere kadardır. Kamu düzenini sağladıktan sonra veya bu süreç devam ederken bizlerin de yapması gereken şeyler var. 11 Mart 2004’te Madrid’de tren istasyonuna yapılan terör saldırısından sonra iki milyona yakın insan teröre hayır mitingi yapmıştı. O günden sonra İspanya’da terör sona erdi. Kürt-Türk, Alevi- Sünni, Doğulusu-Batılısı herkesin terör ve şiddet karşısında sesini yükseltmesi lazım. Şiddet ve terörün panzehiri daha çok milliyetçilik değil daha çok hukuktur.

 

SERHİLDAN ÇAĞRILARI KARŞILIKSIZ KALDI

Hendekler ve barikatlar arkasında herkesin bildiği gibi PKK, BDP’li HDP’li belediyeler eliyle özerklik ilan etti. Halkın özerkliğe tepkisi nasıl?

Tepki çok yüksek. Hendek siyasetinin, öz yönetim dayatmasının Kürtlerin yararına değil zararına olduğu çok açık. Kürtler bunu hiç tasvip etmediler. Çatışmaları, hendekleri istemediler. Serhildan çağrıları, sokak çağrıları yapıldı sürekli, hiç karşılık vermediler. Bu apaçık değil mi? Kobani için sokağa çıkanlar şimdi çıkmıyor. PKK ateşkesi bitirdiğinden beri çatışmaları şehirlere, sivillerin olduğu yerlere kaydırmak istedi, hendekleri bunun için kazdı. Ama halk hendekleri engelleyemediyse de hangi hendeğe, sokağın neresine patlayıcı gömüldüğünü ihbar etti güvenlik güçlerine.

SAĞDUYU İLE HAREKET EDİLMELİ

Sur, Diyarbakır ve bölge bazında kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenler neler?

Ümitsizliğe ve kızgınlığa kapılmadan sorunları sabırla çözmek zorundayız. Çözümün anahtarı, bölge insanının güvenini kazanmaya dair sabırlı ve kararlı politikalardır. Kimsenin elinde kronikleşmiş sorunlara bir anda çözüm bulan bir sihirli değnek yok. Buradaki sorunu çözüme kavuşturmanın iki ayağı var. Birinci aşamada gerek Sur içinde gerekse bölgede kamu düzeninin sağlanması. Diyarbakır halkını yanımıza alarak bunu başarabiliriz. Zaten şu an tepkisini sessizce dile getirenler yakında gür sesle “Hendek, silah, şiddet istemiyoruz” diyeceklerdir. Zira bu manasız ve beyhude gayret Kürtlere ciddi zarar vermektedir. Kürt sorununun sivil ve demokratik yollarla çözümünü engellemektedir. Toplumun ayrışmasına sebep olmaktadır. Bunun hiç kimseye faydası yok. Sadece, Türkiye’yi zayıf düşürmek isteyen bazı uluslar arası güçlerin işine yaramaktadır. Bu ülkelerin derdi ne Kürtlerin haklarıdır ne de geleceği. Kürt sorunu üzerinden Türkiye ile hesaplaşmak istiyorlar. Bunun en büyük bedelini Kürtler ödemektedir. Bin bir emek ile bir çözüm süreci yürütüldü. Türkiye toplumunun büyük kısmı bu süreci destekler hale geldi. Ön yargılar aşıldı. Birçok demokratik reform gerçekleşti. Tarihi manada adımlar atıldı.

BİR ASIR DAHA BAŞIMIZDA EFENDİLİK YAPMAK İSTİYORLAR

Sonra ne oldu?

Olan şu; Ortadoğu ve özellikle Suriye’deki jeopolitik durum bizi de etkilemeye başladı. Daha doğrusu bazı uluslar arası güçler bu yangını bizimde içimize atmaya çalışıyor. Tüm amaç Türkiye’yi Ortadoğu denkleminde etkisiz bir güç haline getirmek. Böylece yüz yıl önce yaptıkları gibi İslam coğrafyasını istedikleri gibi çekip çevirmek. İslam dünyasının yerüstü ve yeraltı kaynaklarını istedikleri gibi sömürmek. Bir yüz yıl daha başımızda efendilik yapmak. Onlara göre Ortadoğu halklarının iradesinin hiçbir kıymeti yok. İslam dünyasını sömürmek ve İsrail’in güvenliğini sağlamak dışında bir dertleri yok. Mezhep kavgaları ve etnik çatışmalarla bizleri yönetilir hale getirmek.

 

SUR’UN İŞSİZ, ÜMİTSİZ GENÇLERİ ALET EDİLDİ

 

Ama PKK hendeklerin ve terör eylemlerinin Kürtlerin hakları için yapıldığını iddia ediyor?

Bunun Kürtlerin demokratik talepleri ile ilgisi yok, Kürtleri araçsallaştırmak istiyorlar. Bölgedeki şiddet olaylarının esas nedeni budur. Surdaki işsiz ve ümitsiz gençler bu işe alet edilmekte. Bu çocuklar, bu gençler bizim çocuklarımız. Kazanmak zorundayız. Bu beyhude çabadan vazgeçirtmek zorundayız. Diyarbakır’ın bütün sivil dinamiklerinin yarından tezi yok, devreye girmesi lazım. Korkarsak meseleleri daha da büyütürüz. Polisin de, askerin de, bu çocukların da ölmesini istemiyorum. Ölmek ve öldürmek dışında bir seçenek olmalı. Siyaset bunun için var. Hepimizin omzunda vebal var. Özellikle de HDP büyük bir sorumluluk altındadır. Bu hendeklerden ve çatışmalarda şikâyetçi olan birçok HDP’li siyasi tanıyorum. Makul ve yapıcı bir dil ile konuşurlarsa ortam yumuşar. Diyalog için bir şans doğar. Yarın çok geç olabilir.

 

ERDOĞAN HAYRANLIĞI NE AYIPTIR, NE DE SUÇ

 

Hendekten şikayet eden, bunu da açıkça ifade eden çok az sayıda HDP’li var ve Demirtaş da onları “gizli Erdoğancılar”, “yalakalar”, “bu nedenle eski milletvekili olarak kaldılar” gibi ağır/çirkin ifadelerle eleştirdi?

AK Parti karşıtlığı, salim düşünmelerine engel olmaktadır. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız karşıtı bir damar HDP’nin diyaloga yanaşmasına engel olmaktadır. Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan hayranları dediği Leyla Zana ve bazı diğer sağduyulu vekiller, nereye sürüklendiğimizi görüyorlar. Eski vekiller tecrübe sahibidir. Aynı zamanda sorumluluklarının farkındadırlar. Ama ne yazık ki etkileri zayıf. Toplum da artık oynanan oyunların farkına varmaya başladı. Bu kavganın dış mihrakların işine yaradığını görüyorlar. Bu olaylardan, Kürtlere her zaman zulüm etmiş diktatör Esed’in hoşnut olduğunu görüyorlar. Kürt gençlerini hala, salkım söğüt gibi idam sehpalarında sallandıran İran, sevinçten avuçlarını ovuşturmaktadır. Mahabat’ta Kürt lideri Kadı Muhammed’i İran’ın kanlı ellerine teslim eden Rusya, hiçbir zaman Kürtlere dost olmamıştır. Sibirya’ya sürgün edip yok ettiği Kürtlerin hesabını bile vermemişken bu gün Kürt dostu oluverdi. Suriye’de Esed’in güçlenmesine yardımcı olacak her adım, Kürtlerin felaketi ile sonuçlanacaktır. Sayın Barzani de, makul Kürt siyasetçileri de bunu görüyor. Dile getirdiklerinde Erdoğan hayranı diye damgalanıyorlar. Oysaki Erdoğan hayranlığı ne ayıptır nede suç. Kürtlere “kardeşlerim” diyen birinin uzattığı dostluk elini tutmamak ayıptır.

 

MESELENİN CEFASINI ÇEKMİŞ BİR AİLENİN FERDİ OLARAK KÜRTLERE DERİM Kİ

 

Şeyh Sait’in torunu, bu meselenin cefasını çekmiş bir ailenin mensubu olarak, parti veya ideoloji ayrımı olmaksızın Kürtlere ne söylemek istersiniz?

 

Kürt sorunu yüzünden defalarca idam, sürgün, yıkım, tenkil ve tedip görmüş bir ailenin ferdi olarak şunu söylerim; 1) Şiddet; herkese ama özellikle Kürtlere zarar veriyor. Terk edilmeli. 2) Mevcut sorunlar, demokratik sivil siyasetle çözüme kavuşturulmalı. 3) Çatışmalar, sadece, küresel ve bölgesel oyuncuların işine yarıyor. Kürtlerin hak talebi ile ilgisi yok. 4) Sokaklarda çatışarak değil, Parlamentoda konuşarak meselelerimizi halledebiliriz.5) Türkiye’ de demokratik bir olgunluk mevcuttur. Birbirimizi anlayarak ve ikna ederek birçok sorunumuzu çözdük, bunu yine başarabiliriz. 6) Çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz var. Daha yaşanabilir bir dünyayı bırakmak zorundayız. 7) Suriye ve Irak örneğine iyi bakalım. Oradaki kavganın kazananı küresel oyuncular, kaybedeni ise Orta doğunun mazlum halkları. 8) Memleketimizden başka gidecek yerimiz yurdumuz yok. Mülteci olarak bile bizi kabul etmeyenlerin ekmeğine yağ sürmemeliyiz. 9) Tarih tekerrür ediyor. Bin yıl önce bir yandan haçlı seferleri diğer yandan Moğol istilası devam ederken Türkler ve Kürtler el ele verip direndi. O çalkantılı günleri atlattı. Şimdi de Türkiye’nin en iyi dostunun Barzani ve Kürtler olması tesadüfî değildir. Bu durum, tarihin bize öğrettiği ilginç bir tecrübedir. 10) Batılı güçler bu gün var yarın yok. Ama biz kardeş halklar asırlardır beraber yaşıyoruz. Kardeşlik mayası bozulmadan birbirimizin elini tutalım. Yarın geç olabilir. 11) Bu ülkenin nimetleri hepimize yeter. 2 milyon Suriyeliyi bile aç ve açıkta bırakmadı bu topraklar. Kıymetini bilelim. 12) Milliyetçiliğin kör batağına saplanmayalım. Demokratik bir Türkiye’yi hedefleyerek, siyasi, hukuki, sosyal ve ekonomik reformlarla yeni bir Türkiye inşa edelim. 13) Kürtler geleceğini Türkiye’nin geleceğinde aramalıdır.

 

78 MİLYON NE İSTİYORSA KÜRTLER DE ONU İSTİYOR 

 

Kürtlerin beklentileri nelerdir, tam olarak?

 

Kürtlerin bu ülkede istediği şey, 78 milyonun istediği şeydir. Daha müreffeh, demokratik standartları yükselmiş daha özgür bir ülkede eşitçe yaşamaktır. Bunun için birçok adım atılmıştır. Geri kalan adımları da birlik ve beraberlik ruhu içinde atacağız. Kimse ümitsizliğe kapılmasın. Yeni bir Türkiye’de özgür bir yaşam ve yeni bir anayasa bizi bekliyor. Herkesin alnı ak, başı dik yaşadığı bir Türkiye’yi beraber inşa edeceğiz. Dini, dili, mezhebi, siyasi görüşü ve yaşam biçimi ne olursa olsun herkesin eşitçe ve onurluca yaşadığı bir ülkede yaşama fırsatımız var. 7 Haziran’da bizi uyaran halkımız 1 Kasımda bize yeniden fırsat verdi. Hayatı birbirimize zindan etmeyelim. Kan ve gözyaşı ile geleceğimizi karatmayalım.




Kaynak: haber.star



Etiketler : Muhammed Akar

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJLAR Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Türkiye 'Baba'sını kaybetti
    Türkiye 'Baba'sını kaybetti
  • HDP Diyarbakir mitinginde patlama
    HDP Diyarbakir mitinginde patlama
  • Melih Gökçek Bülent Arınç Kavgasından Capsler...
    Melih Gökçek Bülent Arınç Kavgasından Capsler...
  • Türk vekilin pozları olay oldu
    Türk vekilin pozları olay oldu
  • Suriye ateş altında
    Suriye ateş altında
  • Bebişler
    Bebişler
  1. Türkiye 'Baba'sını kaybetti
  2. HDP Diyarbakir mitinginde patlama
  3. Melih Gökçek Bülent Arınç Kavgasından Capsler...
  4. Türk vekilin pozları olay oldu
  5. Suriye ateş altında
  6. Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Başbakan Davutoğlu'ndan üçlü koalisyon çağrısı!
    Başbakan Davutoğlu'ndan üçlü koalisyon çağrısı!
  • Bülent Arınç'ın Gökçek'le ilgili 3 konuşması...
    Bülent Arınç'ın Gökçek'le ilgili 3 konuşması...
  • İşte Chp'nin, Merkez Türkiye Yüzyılın Projesi Tanıtım Filmi
    İşte Chp'nin, Merkez Türkiye Yüzyılın Projesi Tanıtım Filmi
  • Demirtaş, HDP’nin 'seçim manifestosu'nu seslendirdi..
    Demirtaş, HDP’nin 'seçim manifestosu'nu seslendirdi..
  • Atatürk ve çocuklar...
    Atatürk ve çocuklar...
  • NTV canlı yayınında NTV'ye saydırdı!
    NTV canlı yayınında NTV'ye saydırdı!
  1. Başbakan Davutoğlu'ndan üçlü koalisyon çağrısı!
  2. Bülent Arınç'ın Gökçek'le ilgili 3 konuşması...
  3. İşte Chp'nin, Merkez Türkiye Yüzyılın Projesi Tanıtım Filmi
  4. Demirtaş, HDP’nin 'seçim manifestosu'nu seslendirdi..
  5. Atatürk ve çocuklar...
  6. NTV canlı yayınında NTV'ye saydırdı!
VİDEO GALERİ
YUKARI